OsmanlI Devleti’nin XIX. yüzyılda dağılma tehlikesi ile karşı karşıya kalması ve toprak bütünlüğünün korunmasında büyük zorluklarla karşılaşılması, bazı çözüm arayışlarının ve fikir akımlarının ortaya çıkmasına yol açmıştır.

Bazı aydınlar ve devlet adamları tarafından benimsenen bu akımlar, devlet politikalarını belirleyecek kadar etkili olabilmiştir.

Osmanlıyı kurtarmak için ortaya atılan fikir akımları kısaca

Batıcılık

Batılılaşma düşüncesi diğer akımlara göre daha eskidir. OsmanlI Devleti’nin Avrupa etkisine açık hâle geldiği

XVIII. yüzyılda ortaya çıkmıştır.




Özellikle Lale Devri’nde Batı kültür ve medeniyetine yakın ilgi duyulmuştur.

OsmanlI Devleti, gerisinde kaldığı Avrupa’yı örnek alarak önce askerî ardından idari ve toplumsal alanlarda yenilikler yapmıştır.

XIX. yüzyılda Batıcılık akımını savunanlar “yaşanan toplumsal ve siyasal sorunların, Batılılaşmanın daha kapsamlı uygulanması ve tümüyle benimsenmesi şartıyla giderileceği”ni ileri sürmüşlerdir.

Batılılaşma yanlfrârına göre, Avrupa’dan yararlanılarak çağdaş bir yapı oluşturulmalıdır.

Bu akımın en hararetli savucularından Abdullah Cevdet, “Bir ikinci uygarlık yoktur. Uygarlık Avrupa uygarlığıdır. Bunu kabul edip benimsemek zorunludur.” demiştir.

Buna karşılık, Batılılaşma taraftarları arasında, Batı’nın sadece bilimsel ve teknik gelişmelerinden yararlanılması gerektiğini savunanlar da vardır.

Osmanlıcılık

Osmanlıcılık düşüncesi XIX. yüzyıl başlarında özellikle II. Mahmut Dönemi ile birlikte güçlenmeye başlamıştır.

Osmanlıcı düşünceyi benimseyen çevreler, “OsmanlI Devleti’nin toprak bütünlüğünün; halkı din, dil, ırk farkî gözetmeksizin eşit hâle getirerek korunabileceğini savunmuşlardır.

II. Mahmut’un “Ben halkımın Müslüman olanlarını camide, Musevi olanlarını havrada, Hristiyan olanlarını ise kilisede görmek isterim.” sözü Osmanlıcılık düşüncesini anlamak açısından önemlidir.

Osmanlıcılık, milliyetçiliğin Osmanlı topraklarında yaşayan azınlıklara yönelik olumsuz etkilerini ortadan kaldırma amacı taşımıştır. “Bağımsızlık hareketlerinin nasıl sona erdirilebileceği” konusunda bazı çözümler teklif etmiştir.

Osmanlıcı düşünce Avrupa kültürü ile yetişmiş Genç Osmanlılar (Jön Türkler) tarafından şekillendirilmiştir. Tanzimat Fermanı’nı takip eden dönemde de etkinliğini artırmıştır.

İslamcılık (Ümmetçilik)

Halifelik makamının XIX. yüzyılda siyasi amaçlarla öne çıkarılmaya başladığı görülür.İslamcılık düşüncesini benimseyen çevreler “Osmanlı toprak bütünlüğünün, tüm Müslümanların halife etrafında kenetlenmesi ile korunabileceğini savunmuşlardır.

İslamcılık politikası sadece fikir alanında kalmamıştır. Özellikle II. Abdülhamid Dönemi’yle birlikte etkinlik kazanmış ve bir devlet politikası hâline getirilmiştir. Bu dönemde, İslamcılık paralelinde girişimlerde bulunulmuştur.

II. Abdülhamid, halifelik makamını kullanarak Batı’ya karşı yeni bir güç dengesi oluşturmaya çalışmıştır.

İslam ülkelerinde etkili tarikat liderleri ile yakınlık kurulmaya çalışılmıştır. Uzak İslam toplulukları İle -sembolik mahiyette de olsa diplomatik temaslar sağlanmıştır.

Cava, Japonya, İran, Türkistan, Çin, Hindistan ve Kuzey Afrika’ya özel görevliler gönderilmiştir. Hicaz demiryolu projesi ile İslam nüfusunun yaşadığı merkezlerin birbirine bağlanması amacı da bu siyasetin bir yansımasıdır.

İttihat ve Terakki’nin XX. yüzyıl başlarında OsmanlI yönetimini ele geçirmesiyle birlikte İslamcı düşüncenin etkinliği sona ermiştir.

Arapların OsmanlI yönetimine karşı bağımsızlık arayışına girmeleri ve I. Dünya Savaşı’nda İngilizlerle birlikte hareket etmeleri ümmetçiliğin eski etkisini yitirdiğinin göstergesidir.

II. Abdülhamid dışında Sait Halim Paşa, Mehmet Akif, Cemalettin Afgani İslamcılık düşüncesini savunanlar arasında yer almışlardır.

Adem-i Merkeziyetçilik

Osmanlı toprak bütünlüğünün bölgesel kalkınma sağlanarak korunabileceğini savunan fikir akımıdır.

Bu düşünceyi benimseyen aydınlara göre, merkezî yönetimin yetkilerinin bir bölümü yerel yönetimlere aktarılmalıdır.Başlıca savunucusu Prens Sabahattin’dir.