Abdullah Gül

Türkiye’nin ilk zenci cumhurbaşkanı değil, bu ülkeyi

yüzde yüz yansıtan ilk Cumhur Reisi…

Doğum tarihi, Türkiye’nin cumhuriyet ve demokrasi müzesinin önsözü gibi…

29 Ekim, Cumhuriyefin; 1950, tek parti döneminden demokrasiye geçişimizin işaret taşı…

Göbek adının Cumhur olması da ondan.

Hatta, çocukluğunda kendisinin Cumhur adıyla çağrıldı­ğıı da biliyoruz.

Kayserili ama okula gönderilmemiş fazla uyanık bildik Kayserililer’den değil. Belli M, öyle olmamak için içten gelen bir gayreti olmuş…

Babası Ahmet Hamdi Bey, iyi bir mekanik ve torna usta­sı. Gençliğinde Kayseri’de uçak fabrikasında çalışmış. Annesi Adeviye Hanım, öğretmen ve şair kızı…




Bunların bir araya gelmesi, Abdullah Gül’ü hayat maçın­da daha sahaya çıkmadan 2-0 öne geçirmiş. Ne şans değil mi?

Önce bitmez tükenmez, içten tebessümleriyle tanıdı onu Türkiye…

Necmeddin Erbakanın yakınlarındaydı… Soyadındaki gül, belli  karakteriydi de…

Vazgeçilmezleri ile vazgeçebileceklerini ve vazgeç­tiklerini çok iyi dengeleyebilen tam bir olumlu denge terazi­sidir o… Altın tartan altından bir terazi…

Ne zaman tanıdım Abdullah Gül’ü

Ben ne zaman tamdım Tornacı Ahmet Hamdi Usta’nın oğlu Abdullah Gül’ü?

İş amacıyla birkaç ay bulunduğum Suudi Arabistan’ın Cidde şehrinde…

Yıl, 1987 olmalı…

Çok farla karşılaşmazdık. Daha çok da o dönemin ünlü Türk lokantası Boğaziçi’nde görürdüm onu. Selâmlaşır, ayak­üstü hal hatır sorardık.

Kendi halinde, son derece efendi, kibar ve hep güleçti. İslam Kalkınma Bankası’nda çakışırdı.

Çölde açan nadide gül emsinin sabah aydınlığında devşirilmiş tertemiz ve hoş kokulu goncaları gibiydi aydınlık ve mütebessim yüzü. Sıcak gelirdi insana…

Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş, Prof Dr. Servet Armağan ve Korkut Özalla bir arada olurlardı sık sık. O yıllarda güzel bir grup vardı Cidde’de. Rahmetli Av. Bekir Berk, Muhammed Sungur, Mehmet Hasırcılar falan…

Erbakan Hoca’mn miadı biraz gecikmeli de olsa dolunca sahne alan Recep Tayyip Erdoğan’ın yanında karşımıza çıktı Gül… Bu defa üniversitede doçent idi aynı zamanda. Akade­mik kariyer yapmıştı, uluslararası ekonomi, dalında.

Cumhuriyet’in Fatin Rüştü Zorlu’dan sonraki en “Ger­çekçi Dışişleri Bakam oldu.

Bana göre tam o sırada bakanlık kadar önemli bir şey yaptı.

Nemi?

Köy muhtarlarına benzeyen saç modelini değiştirerek kafasının içindeki güzellikleri dışına taşıdı, saçım kabartarak şık hain getirdi ve hoş bir adam oldu. Bu imaj değişikliğim hemen fark eden halk, daha çok sevmeye başladı yeni dışişle­ri bakanım.

2007’de Cumhurbaşkanı olduğunda bazıları şöyle dedi: “Türkiye’nin ilk zenci cumhurbaşkanı…” Ama birçoklarına göre o, bu ülkeyi yüzde yüz yansıtan ilk Cumhur Reisi idi…

Sahibine göre değişen Çankaya Köşkü

Süleyman Demirel’in cumhurbaşkanlığı döneminde bir gaman nnnn yakın çevresinde idim. 20 kadar ülkeye onunla beraber gittim, aynı uçakta, aynı saraylarda bulundum baba ile… Çankaya’nın yabancısı değilim yani.

Atatürk, Çankaya’yı cumhuriyetin; İsmet İnönü, CHP’nin; Cemal Gürsel, Genel Kurmay’ın; Süleyman Demi­re!, statükonun; Ahmet Necdet Sezer, noterliğin merkezi yapmıştı.

Abdullah Gül de uzlaşmanın ön bahçesi haline getirdi Cumhurbaşkanlığı köşkünü…

“Farklı” olayım derken “Uzak olan” kimi devletlilerin düştüğü tuzaklardan uzak durmayı başardığının güzel örnek­lerini verdi sık sık…

Cumhur’un başkamyla son bir hatıram

Necip Fazıl Kısakürek’in oğlu Ömer Kısa Kürek’in cenaze töreninde R. Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül ile birlikte en ön safta idim Eyüp Sultan’da… Yanımda ailenin en küçüğü Osman Kısakürek… Gül, bir ara Osman’ın kulağına eğildi bir şeyler söyledi. Ne söylediğini merak etmiştim. Israr edince Osman Kısakürek dayanamadı açıkladı.

“Telefonumu verdim. Üstat Necip Fazıl ve ailenizle ilgili yapmam gereken bir şey varsa aramazsan vebali boynuna olsun… Unutma…”demiş, Gül