Bilim adamı, ele aldığı olayları belli bir yöntemle açıklamak, doğrulamak ve kabul edilebilir önermeler, yasalar halinde ortaya koymak ister. Ama bilim adamı, bu kavramların ne olduğu üzerinde durmaz. Bunları araştırmak, felsefenin konusudur. Bu konuyu araştıran bilim dalına bilim felsefesi denir.

Bilim felsefesi; bilimin özelliklerini, bilimsel kuramların doğasını, bilimsel yöntemin yapısını, yasa, deney, varsayım, gözlem gibi temel kavramlarını bir problem olarak konu edinir.

Bilim felsefesi ile bilimsel felsefe aynı şey değildir. Bilim felsefesinin gayesi bilimin mantıksal yapısını, niteliğini, işleyişini inceler. Bilim felsefesi bunu, felsefeye özgü düşünme ve çözümleme yönteminden yararlanarak gerçekleştirmeye çalışır. Oysa bilimsel felsefenin gayesi felsefeyi spekülasyondan, metafizikten arındırmaktır. Bunun için de felsefeye çağdaş bilimin tutum ve metodlarını uygular.




Bilimin Felsefesinin Konusu Oluşu

19. ve 20. yüzyılda bilimin olağanüstü başarı sağlaması, bilime olan ilgiyi büyük ölçüde artırmıştır. Bu ilgi düşünen kişileri, neyin bilim olduğunu,neyin olmadığını ayırmaya, dolayısıyla birtakım ölçütler aramaya ve bilimi sorgulamaya götürmüştür. Bu da bilimin, felsefenin konusu içerisine alınmasına yol açmıştır. Bilim felsefesinin görevi kısaca bilim üzerine düşünmek, bilimsel mantık üretmektir.

Bilim, düzenli, sistemli ve yöntemli olan bir bilgidir. Amacı, evreni anlamak, evrende meydana gelen olayları açıklamaktır. Her bilimin bir kavram dili vardır. Örneğin fizikte madde, kuvvet, zaman gibi kavramlar kullanılır. Bilim felsefesi bu kavramları ele alır, “Madde, kuvvet, zaman nedir?” diye sorar ve bunlara cevap arar.

Bilime Farklı Yaklaşımlar

Düşünce tarihinde bilimi anlamaya yönelik çeşitli yaklaşımlar vardır. Bu yaklaşımlardan birisi, bilimi “ürün” olarak; diğeri “etkinlik” olarak ele almaktadır.

1. Ürün Olarak Bilim

Bu yaklaşım, bilimi anlamak için bilim adına ortaya konulmuş eserleri ele alır ve onları tarihi gelişmeler
içinde anlamak için çalışır. Bunun yolunu da bilimsel eserleri mantık açısından çözümlemeden geçer. Böyle bir çözümleme, önermeleri gündelik konuşma dilinin ifadelerinden kurtarıp onları cebirsel semboller ile ifade etmektir. Bu da söz konusu metinleri sembolik mantık diline çevirmekle sağlanır.

Bilimsel önermeleri sembolik mantık aracılığıyla çözümlemek isteyen yaklaşıma mantıkçı pozitivizm ya da neopozitivizm adı verilir. Bu yaklaşımın önde gelen temsilcileri; Hans Reichenbach ve Rudolf Carnap’tır.

Reichenbach ve Carnap; bilimi, bilimsel çalışmalar sonucu ortaya konan önermelerin oluşturduğu bir ürün olarak gördüklerinden bilimselliğe ölçütler getirmeye, bilimi ve felsefeyi metafizikten ayıklamaya çalışmışlardır. Bu ölçütlerin, anlamlılık ve doğrulanabilirlik olduğu belirtilmiştir.

Bir cümlenin anlamlı olabilmesi için ya doğrudan olgusal bir dille ya da sonuçta olgusal bir dilin kısaltılması şeklinde (sembolik mantık diliyle) ifade edilmiş olması gerekir.

Örneğin; “Bu gömlek beyazdır.” cümlesinde, “gömlek” özne, “beyaz” yüklemdir. Bu bilgi gözlemsel olarak doğrulanabilir. O halde bu cümle anlamlı bir cümledir. Eğer bir cümle, dile getirdiği olguya uygunsa “doğru”, değilse “yanlıştır.”
Eğer bir cümle, duyumlarla desteklenirse doğrulanabilir; eğer, duyumlarla saptanabilecek olgular dışında bir içerik taşıyorsa, bunun doğru olup olmadığı belirlenemez.

2. Etkinlik Olarak Bilim

Bu yaklaşım; bilimi, bir zaman ve bilim adamlarından oluşan bilimsel topluluğu etkinliği olarak ele alır. Bilimsel etkinlikler tarihsel ve toplumsal ortamlarda gerçekleştirilir. Bu nedenle bilim, geçmişiyle ve kültürel boyutlarıyla ortaya konulmalıdır. Bilimin ne olduğunu anlamak için de bilim adamlarının kişisel özelliklerinin, inançlarının, içinde bulundukları kültürel ortamların bilinmesi gerekir.

Bu yaklaşımın temsilcileri: Thomas Kuhn ve Stephan Toulmin’dir.

Kuhn’a göre, problemlere yaklaşımda, problemin belirlenmesi ve çözümlenmesinde bir bilim adamları topluluğu içinde bir anlayış birliği ve bir bilim modeli düşüncesi doğarsa, o zaman bilimsel döneme geçilmiş olur.

Kuhn, bilim adamları topluluğunca kabul edilen bu ortak bilimsel çalışma ve bilim anlayışı modeline paradigma adını verir.Paradigma, belli bir bilimsel yaklaşımın doğayı ya da toplumu sorgulamak ve onlarda bir ilişkiler bütünü bulmak için kullandığı açık ya da üstü kapalı tüm inançlar, kurallar, değerler, kavramsal ve deneysel araçlardır.

Kuhn’a göre, bilimsel etkinliğin tarihsel gelişiminde iki dönem görülür: Normal bilim (olağan bilim) ve bunalım dönemidir. Normal bilim, belli bir araştırma alanında kapsamlı bir kuram çerçevesinde gelişen bir etkinliktir. Bilim adamlarının görevi, paradigmayla uyumsuzluk gösteren sonuçlara açıklık getirmek, varsa bunlardan kaynaklanan problemleri çözmektir. Normal bilim döneminde, paradigma daha doyurucu ve açık bir sistem haline getirilmeye çalışılır.

Paradigmayı sarsacak eleştiri ve sorgulamalara, yeni paradigma arayışlarına yer verilmez. Bunalım dönemi, paradigmanın yetersizliğinin açıkça görüldüğü dönemdir. Bu dönemde bir bunalım yaşanır ve her bilim adamı kendi kişisel görüşlerini savunmaya başlar.

Bunalım dönemi, ortaya yeni bir paradigmanın çıkmasıyla sona erer.
Kuhn’a göre “Bilim, birikimsel bir süreç izlemez, dolayısıyla bilimsel gelişme ya da ilerlemeden değil, ancak bilimsel değişmeden söz edilebilir. İlerleme ve gelişme normal bilim sürecinde yani bir paradigma içinde söz konusu olabilir; fakat bir paradigmanın diğerinden daha iyi açıkladığını gösterecek kriterler olmadığı için bir paradigmadan diğerine geçiş devrimsel bir nitelik taşır.