implant

Düz Yazı Türleri-Nedir-Hakkında Bilgi

İnsanoğlu, düşüncesini oluşturmada, yaymada ve iletmede yazının buluşuna değin geçen binlerce yıl içinde hep şiire başvurmuştur. Yani, bugün düz yazının üstlendiği tüm işlevleri, geçmişte, şiir üstlenmiştir. Düz yazının oluşmasıyla birlikte insanoğlunun düşünce yaşamında yeni açılımlara tanık oluyoruz. Yeni yeni dil ürünleri ortaya çıkmaya başlıyor. Düz yazı insan yaşamında kullanım alanı yönünden şiirin önüne geçiyor. Nasıl oluyor bu? Konuştuğumuz gibi yazma biçimi diye tanımlayacağımız düz yazıya geçiş nasıl oluyor?

İnsanoğlu, şiirden düz yazıya geçme, şiirin dışında bir başka anlatım yolunu yaratma gereksinimini nasıl duydu? Neden şiirle yetinmedi de düz söze, özne, tümleç ya da yükleme dayanan bir anatım yolunu bulmaya çalıştı? Kimilerine göre şiire yük olan şiir dışı öğeleri şiirden ayırmak istedi. Sözgelimi, mantıklı düşünüş; olayları, olguları, durumları neden sonuç ilişkisine göre veriş şiirin doğasına aykırı geldi. Kimilerine göre yazının bulunmasıyla birlikte basımevlerinin yaygınlaşıp çoğalması dolayısıyla da daha çok okura ulaşması etkili oldu.

Bütün dünyada ve ülkemizde şiirden düz yazıya geçiş birdenbire olmamıştır. Gelişmesi de dünyanın her tarafında aynı hızda ve aynı doğrultuda olmamıştır. Düz yazı kültür dünyasında aklın, mantığın, düşünsel yaşantının anlatım aracı olarak önem kazandı. Çağdaş felsefenin gerçekçilik kavramı ile tutarlı olarak birey ve toplum ilişkilerini ele alan, gözleme dayalı bir yöntemle geleneksel özden olduğu gibi, geleneksel anlatım tekniğinden de vazgeçerek düz yazı dilinin gelişmesini hızlandırdı, bir sanat dili olmasını sağladı.

Bizim edebiyatımızda düz yazının ortaya çıkışı, başka bir deyişle şiirin önüne geçişi pek eski sayılmaz. Şiirden düz yazıya geçiş, düz yazıyı yaygın bir anlatım biçimi durumuna getiren etkenler Batı’ya göre varlığını oldukça geç göstermiştir. Basımevinin ülkemize gelişi, şiir dışındaki yazınsal türlerin çoğunun ancak Tanzimat’tan sonra Batılı örneklerinin taklit edilerek oluşturulması düşünülürse, bunun nedenleri anlaşılabilir. Gerçekten de bizde roman, öykü ve diğer düz yazı türlerinin (deneme, makale, fıkra, anı, gezi yazısı, eleştiri…) ve gazeteciliğin bir arada ortaya çıkışını rastlantı saymamak gerekir.

Basımevlerinin daha önce kurulmuş olması, çağın zorunlu gereksinmesi olan düz yazının ve ona dayanan yazın türlerinin doğmasını sağlamıştır. Ancak Cumhuriyet Dönemi’ne kadar geçen süre içerisinde gerek gazetelerin gerekse dergilerin bizim edebiyatımıza, Batı’ya göre geç gelmesinden dolayı düz yazı gelişimini tam olarak tamamlayamamıştır. Bunu yüzyıllar boyunca edebiyatımıza egemen olan Divan şiirine; buna bağlı olarak şiirdeki gibi, düz yazıda da sanatçıların söz sanatlarına, mecazlara başvurması, kısacası, ustalık göstermeye çalışmasına bağlayabiliriz.

Melih Cevdet Anday’ın da vurguladığı gibi, bizde düz yazı şiirin çok gerisinde kalmıştır. Düşünceyi oluşturmada, yaymada ve taşımada bir araç olarak kullanılması gerekli düz yazı yerine, hep şiir yeğlenmiştir. Bir bakıma Cumhuriyet Dönemi’ne değin ortaya konan düz yazıysa şiire özgü bir düşünüş biçimine dayanan sanatlı düz yazıdır. Bizde düz yazının akla dayalı, yapmacıksız bir nitelik kazanması daha çok 1940’lardan sonra oluşmaya başlamıştır.

Cumhuriyet Dönemi, gazete ve dergilerin yaygınlaştığı; dolayısıyla düz yazının önem kazandığı bir dönemdir. Her gazetede her gün çıkan makaleler, fıkralar… dergi sayfalarına sıralanan denemeler, gezi yazıları, anılar… yazar sayısını artırdığı gibi, onları değerlendiriyordu.

Latin kökenli yeni Türk alfabesinin Cumhuriyet’ten sonraki süreçte halk arasında kısa zamanda yaygınlık kazanması, Türk diliyle ilgili bilimsel çalışmalar, hem düz yazı türünde yapıt veren yazarları etkiledi hem de bu sanatçılar sayesinde daha ileri gitti. Gittikçe önem kazanan deneme eleştiri, söyleşi… türleri öncelikle, bir otorite olarak sanatçıları değerlendiren Nurullah Ataç’la başladı. Türkçenin özleşmesi, devrik cümlenin doğallık kazanması da yine Nurullah Ataç’ın çabasıyla gerçekleşti.

Edebiyat tarihine kaynak olabilecek eleştiriler, makaleler, inceleme ve değerlendirmeler, kitap tanıtımları… ise daha olumlu ve bilimsel araştırmalarla ürünlerini vermeyi sürdürdü. Cumhuriyetten sonra üniversite sayılarının artması; dolayısıyla bilimsel araştırma ve değerlendirmelerin çoğalması, edebiyat tarihi konusundaki bu olumlu yöntem, yol gösterici oldu; düz yazının gelişimini de hızlandırdı.

Dilin kullanımı, yansıtılan ya da söylenenlerin kanıtlanabilir oluşu ya da olmayışı gibi yönleriyle ayrı boyutlu iki tür düz yazı biçimi vardır. Yazın bilimciler yazın türleri üzerinde çalışanlar bu iki ayrı düz yazı biçimine ayrı adlar vermişlerdir: Öğretici nitelikli yazılar, yaşatıcı nitelikli yazılar.

Her yazı bir amaca yöneliktir. Bu, bir düşünceyi açıklama bir durum ya da olguyu çözümleme, bir kavramı belirleme biçiminde olabilir. Bu yolla yazar, okurların bilgi dağarcığını zenginleştirme, onları yaşama uygulayabilecekleri birtakım bilgilerle donatmayı amaçlar; kimileyin de okurlarının yerleşik inanç, kanı, tutum ve davranışlarını değiştirmeyi ister. İşte böyle bir amaçla oluşturulan yazılara öğretici nitelikli yazılar diyoruz.

Öğretici nitelikli yazılar da kendi içinde türlendirilip değişik adlar alabilir. Söz gelimi kimi yazılar (makale, deneme, fıkra, röportaj…) gazete ve dergi yazıları olarak bilinegelmiştir. Bunun gibi, öğretici yazıların bir bölümü de (anı, gezi yazısı, yaşamöyküsü, özyaşamöyküsü…) gerçek bir yaşam ve yaşantıdan kaynaklanan yazılardır.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir