Çevre faktöründen bağımsız olarak insanda doğuştan var olduğu düşünülen değişmez özelliklerin bütünü insan doğasını oluşturur. İslam dininde buna fıtrat veya yaratılış denir.Fıtrat: Yaratılıştan insanın sahip olduğu her türlü özellik ve yatkınlıktır.İnsanın yeme içime gibi maddi ihtiyaçları yanında inanma, bağlanma gibi manevi ihtiyaçları da vardır. İnsanda bir yaratıcıya inanma inancı doğuştan vardır. Bu inanma ihtiyacı insanın kendisini güvende hissetmesine neden olur.

Hz. Muhammed (s.a.v.) bir hadisinde, “Her insan fıtrat üzere (inanmaya yatkın olarak) dünyaya gelir…” buyurarak bu gerçeğe işaret etmiştir.İnancı, düşüncesi, görüşü ne olursa olsun çaresiz kaldığı durumlarda insanlar genellikle Yüce Allah’a sığınır, ondan yardım isterler. Kur’an-ı Kerim’de yer alan bir ayette, İnsana bir zarar geldiği zaman, yan yatarak, oturarak veya ayakta durarak (o zararın giderilmesi için) bize dua eder; fakat biz ondan sıkıntısını kaldırınca sanki kendisine dokunan bir sıkıntıdan ötürü bize dua etmemiş gibi geçip gider…” (8 Yunus suresi) buyrularak bu gerçeğe işaret edilir.




Aynı konuyla ilgili başka bir ayette de şöyle buyrulur: “İnsanın başına bir sıkıntı gelince Rabb’ine yönelerek ona yalvarır. Sonra Allah kendisinden ona bir nimet verince önceden yalvarmış olduğunu unutur…” (9 Zümer suresi)

Birçok ilim adamı ve düşünür de din duygusunun doğuştan geldiğini, insanın yüce bir yaratıcıya inanmaya eğilimli olduğunu ifade etmiştir. Örneğin, ünlü sosyolog Max Müller şöyle demiştir: “Din duygusu insanın yaratılışından gelen bir olgudur. İnsan, doğası itibarıyla her zaman kendisine sığınacağı, dua edip yalvaracağı yüce bir varlığa inanma gereği duymuştur.”

Anropologların ve din tarihçilerinin yaptığı araştırmalar göstermiştir ki her toplumda din olgusu önemli yer tutmaktadır. İnsanlar bir yaratıcıya inanmış ve yaşamını düzenleyen kuralları dine dayandırmışlardır.