İsmet İnönü veya daha yaygın adıyla İsmet Paşa…

Resmi yatan tarihimize bakarsanız Atatürk’ten soma Türkiye Cumhuriyeti nin ikinci adamı ama, hiç birimiz adı bir yerde geçmeden onu hatırlamıyoruz. İsterseniz bir soruş­turun çevrenizde…

Türkiye’nin kaderinde bu kadar etkin olduğu halde bu denli silikleşen ve hızla unutulan bir başkası yoktur sanınm.

“iyi” 2. Adam, haset “Birinci”…

İsmet İnönü dürüst adamdır, fikirlerinde, hareketlerinde inat derecesinde ısrarlıdır.

Hatta bu konuda Atatürk’e sitem ettiği bile söylenir, Bir gün, eski alışkanlıkla bazı özel notlarım hala Osmanlıca tuttuğunu görünce şöyle der Ata’ya: ‘Tapmayın Paşam, kul­lanmayın kaldırdığınız o yazıyı. Ben aklıma bile getirmiyorum.”




Efendim halk sizin biraz da Allah demenizi bekliyor. Yoksa bizim dinsiz bir parti olduğumuzu düşünecekler” di­yen partilileri kırmamak için Malatya konuşmasında kürsü­den inerken Allahaısmarladık” demeyi Allah ve dinle münasebette yeterli bulması da dürüstlüğüne delil sayılabilir… Veya cimriliğine…

İsmet İnönü nün birçok önemli hadisesi yanında ikisi özellikle dikkatimi çeker. Biri, Cumhuriyet’e yakın günlerde Atatürk e dediği Niye bu İstiklal Savaşma bulaştık ki, çift­liklerimize çekilip sen Kemal Ağa, ben İsmet Ağa olarak pekala yaşayabilirdik sözü, diğeri de Atatürk’ün aramızdan ayrılmasından hemen bir yıl soma kağıt paralarla birlikte bir çok yerden Atatürk ün resmini kaldırtarak kendi fotoğrafım yerleştirmesi…

Birincisini inkar eden çıksa da, ikinci olay gün gibi, delil leriyle ortada.

Bir de, onun Kürt kökenli ve aile soyadının “Kürümoğlu” olduğu yönünde bir iddia daha var ama araştırmaya değer önemde mi bilmiyorum.

İsmet Paşa ile karşılaştığımda 8-ıo yaşlanndaydım (Yılı 1963 gibi hatırlıyorum) ama meraklı yeni yetmelerdendim. Üstelik rahmetli babacığım da o yıllarda CHP’liydi, onun da gözüne girmek de var işin ucunda!

Denizli’ye siyasi mitinge gelmişti Paşa, CHP Genel Baş­kam olarak.

O gün Delikliçmar Meydanı tıklım tıklımdı.

Hiç unutmuyorum, iki-üç saat kadar gecikerek gelmişti meydana.

Üstelik, yağmur çiselemeye başlamıştı. Konuşma yapıla­cak kürsünün yakınma kadar sokulabilmiştim. Meraklıydım, heyecanlıydım…

Ve, beklenen ân geldi, İsmet Paşa, meydanın öbür uçun­da göründü.

Bir allaş bir kıyamet!

Tam kürsüye çıkacakken gözlerimi Paşa’dan ayıramıyo­rum ve olmayacak şey ama göz göze geliyorum.

Kahverengi bir takım elbise içinde ufak tefek bir adam, kulağında ağır işitenlerin kullandığı işitme cihazı ve boynun­dan ceketine giren ince kablosu, başmda bir tutam beyaz saç…

Ama gözleri hep çakmak çakmak…

Paşa, boğuk bir sesle konuşmaya başlıyor ama, ben ço­cukluğumdan mı bilmem tarih kitaplarındaki gösterişli İsmet Paşa’ya hiç yakıştıramadım kürsüdeki adamı.

Boyu poşuyla meşgulüm hâlâ…

İsmet Paşa ise yorgun ve bitkin bir ses tonuyla tane tane konuşuyor…