Rahmi Koç, sadece Türkiye’nin en zengin ailesinin en tepedeki temsilcisi değil…

Neredeyse 80 yıldır Türkiye’ye her anlamda “Koçluk” yapmış bir gücün şimdiki “Koç”u… Teknik direktörü… Görü­nen kadar görünmeyen dağların zirvesi…

İstanbullu bilinen “Saygın kalender” tipinden daha zi­yade “Sayın aristokrat” sınıfına yakın…

Olağanüstü titiz, düzenli ve müdebbir…

Karalarda olduğu kadar derin denizlerde de muvaffak bi­ri…

1931 doğumlu olmasına rağmen, 1961’lilere taş çıkartan zindehk belirtileri akıyor üzerinden.

Bakımlı ve hoş adam…




Kadınlarla arasını  iyi tutmayı, hemcinsleriyle geçinmeyi mükemmel büiyor.

Görünen o ki, gençliğinde yaşadığı kadın konusundaki tek tökezlemeden güzel dersler çıkarmış…

Başarılarının getirdiği bir tepeden bakış, üstten alma yok mu? Galiba var biraz.

O kadar da olmasın mı?

Olsun mu yoksa?

Centilmenlikte İngiliz geleneğinin kadim temsilcilerin­den ve İstanbul Efendisi kıvamında…

Her zaman mı böyle?

Orasını bilemem…

Çünkü her zaman yanında bulunma şansım olmadı. Kibarhğı nerelere uzamr onu da bilemem… Tabii demok­ratlığını da…

Tam adı Mustafa Rahmi Koç...

Ama, o kadar varlık sahibi ki, ayrıca bir isim zenginliğine ihtiyaç duymadığı için Mustafa’yı kullanmayı düşünmedi hiç. O bir imparator…

Hem de adına afiş yapılanların aksine gerçek bir impa­rator.

Belki tek imparatoru Türkiye’nin.

Tabii yenisi çıkana kadar.

Veya etraf iyice aydınlanıncaya kadar.

Türkiye Gezginler Kulübü’nde konuşma yapması için teklif götürdüğümüzde ilk cevabı: “Ramazan yaklaşıyor, ağız tadı ile iftar yapmak için akşam toplantılarından kaçı­yorum. Sonra belki…”

Bu cevap üzerine bizlerde kısa süreli şaşkınlık, başkasmı büemeyiz…

Israrlı takip ve Sayın Rahmi Koç, Türkiye Gezginler Kü- lübü’nün o ayki şeref konuğu, flaş konuşmacısı…

Yanında koruması, şoförü ve bir de cici bir bayan asis­tan…

Veya asistan görünümünde çok daha önemli biri…

Göğsünde arma bulunan lacivert şık bir ceket, pötikare mavi bir gömlek, koyu kırmızı bir fular ve tabii her zamanki kırmızı karanfili…

İlginç detayla örülü akıcı bir konuşma, önemli bir ağız­dan dünya gezi notlan…

İki yfi kadar süren deniz yolculuğunun ne kadar domates yenildiğinin dökümüne kadar varan ince anılan… Hatıra olsun diye basit bir tişörte 30 dolar veremem…” türünden gülümseten sözler, akıllı işi gözlemler…

Konuşmasını tamamlayıp yerine oturunca yanındaki asistan bayan, “Dünya turuyla ilgili bir anı da ben anlatsam olur mu?” diye kulağına eğildi Rahmi beyin.

Rahmi bey, hanıma öyle ters baktı ki…

Bayan da ben de sus pus olduk.

Buzdan adam eleştirisi doğru galiba, Türk erkeğinin gene İlginç bir anı

Derken karşılama, gezi anılan da dahil iki saatlik bera­berlikten sonra Rahmi ya da Mustafa Rahmi Koç beyi, uğur­lamak için dış kapıdayız.

Bir hanım yaklaştı. Şık, alımlı ve güzel…

  • Rahmi bey sizinle telefonda konuşmuştuk, sponsorluk konusu…
  • Hatırladım, bir yere gidiyorum arabanla beni takip et, orada görüşelim.

Tam o sırada hanımın lüks BMVsine ilişiyor gözü:

  • Bu güzel otomobü senin mi?
  • Evet, efendim.

Vay, bu ne lüks araba… Böyle bir BMV ile sponsorluk istemeye mi gelinir? Ben olsam Şahinle gelirdim.

Bunu dedikten sonra, oldukça lüks cipinin ön kısmına, şoförün yanma kuruldu ve hızla gitti, Türkiye’nin 80 yıllık Koç’u.

Hep yaptığı gibi…

Yani, hep şoförün yanında oturarak…

Yani direksiyona en yakın yerde.