İlk öykü denemelerini üniversite yıllarında yapmaya başlayan yazar, kısa zamanda kişiliğini buldu. Rahat, sağlam ve duru bir anlatımla, güçlü bir tekniğe dayalı öyküler kaleme aldı. Çocukluk ve ilk gençlik yıllarını etkileyen Söke ve civarının doğası ve insanları, bu civarın ve insanlarının yaşam savaşları, sorunları karşılıklı çekişmeleri ilk öykülerinde, hatta İlk romanlarında belirgin bir biçimde göze çarpmaktadır.

Sonraki yapıtlarında giderek çevre sorunlarından yurt ve dünya sorunlarına uzandı. Ülkenin güzel-çirkin değişik gelenekleri, bu geleneklerin somutlaşmış örnekleri ve olaylarını yapıtlarına ustalıkla aktardı. Bu aktarmayı yaparken kırıcı ve yıkıcı bir tutumdan çok; yapıcı ve birleştirici bir üslubu benimsedi.




Samim Kacagöz’ün öyküleri, çok az öyküsü dışında, köy ve kasabadaki (Söke yöresi) yaşayışları; üretim, yerleşim, töre vb. sorunlarını sergilemektedir. Romanlarındaysa, yine aynı konular görülmekle birlikte, büyük kentlerde orta sınıf insanlarının yaşayışları; Kurtuluş Savaşı’nın İzmir’e dönük yüzü; yurt yönetiminde yapılan önemli değişimlerle yaratılan sarsıntılar ve ortam söz konusu edilmekte; politikalarla bağlantı kurulmaktadır.