Karmaşa – Düzen -Ütopya

Bir devletin ya da düzenin var olmaması durumunda insanlar için mutlak bir özgürlük durumu söz konusu olacaktır. Böyle bir özgürlük durumunda, her insan neyin doğru olduğuna bireysel olarak kendisi karar verir. Kendi istek ve arzularını gerçekleştirmeye çalışır. Bireylerin farklı düşünceleri, çıkarları, istek ve arzuları birbirleriyie çatışmaya başladığında ise sonuç, herkesin herkesle gizli ya da açık savaşıdır. İşte bu savaş, bir karmaşa ve kaos halidir. Bu durumda, tüm insanların var oluşu tehlike altında kalır.

İnsanlar, kendilerinin varlığını teminat altına alacak ve başkalarıyla olan ilişkilerini belirleyecek bir düzene ihtiyaç duyarlar. İnsanlar düzen sayesinde ihtiyaçlarını karşılayıp, kendilerini geliştirirler.




Bununla birlikte, nasıl ki insan, bir karmaşa hali içinde var olamıyor ve bu durum bir düzeni zorunlu kılıyorsa, var olan toplumsal düzenden hoşnutsuzluk da insanları ve düşünürleri daha iyi bir düzen arayışına götürmüştür.
Filozofların adalet, eşitlik ve özgürlük gibi birtakım ilkeleri temele alarak, olması gerekene göre tasarladıkları ideal devlet düzenine ütopya denir.

a. Düzenin Gerekliliği ve Devlet

Devlet, bireylerin karşılıklı ilişkilerini düzenleyen bir hukuk sistemine dayanır. Bu düzen içinde bireyler, hayatlarını güven içinde sürdürürler ve toplumsal, kültürel varlıklarını yine bu devletin sağladığı güven içinde geliştirirler. Bu nedenle, nerede devlet varsa orada bir toplumsal düzen vardır

Siyaset felsefesinde, devletin doğadaki düzenin bir devamı olduğunu savunan görüş ile; devletin, anlaşma ile ortaya çıkan bir varlık olduğunu savunan görüşler vardır.

-Devletin, Doğal Düzenin Bir Devamı Olduğunu Savunanlar

Bu görüşü savunanların başında Platon gelir. O’na göre insan ile devlet arasında büyük bir benzerlik vardı.Platon’a göre; insan bir mikro – organizmadır, devlet ise bir makro organizmadır.Devletteki farklı toplumsal sınıflar da insanda bulunan bazı yetilerin karşılığıdır. Örneğin; işçi sınıfı insandaki beslenme yetisine, koruyucu sınıfı insandaki iradeye, yöneticiler sınıfı da insandaki akla karşılıktır. Bu anlamda devlet, doğanın bir devamı olarak sanki büyük bir insandır.

Aristoteles’e göre de devlet doğanın bir devamıdır. O’na göre devlet bir toplumsal canlı olan insanda temelini bulur. İnsan, nasıl bazı biyolojik yetilerle dünyaya geliyor ve sonra hayatı boyunca bunları geliştiriyorsa, aynı şekilde insan toplumsal bir varlık olma yetisiyle dünyaya gelir ve sonra toplum içinde bu yetiyi geliştirir.
Aristo’ya göre “İnsan, toplumsal bir canlıdır.” Buna göre devlet, insanın doğasına dayanan organik bir varlıktır.

-Devleti Yapay Bir Kurum Olarak Görenler

Bu görüşün temsilcileri, Hobbes ve Rousseau dur. Bu düşünürlere göre devlet, insanlar tarafından oluşturulan yapay bir varlıktır. İnsanlar kendi aralarında uzlaşarak toplumu ve devleti meydana getirirler.
Toplumsal Sözleşme olarak adlandırılan bu görüşe göre insanlar kendi varlıklarını güvenlik altına alabilmek için bir araya gelme ve birlikte yaşama ihtiyacı duyarlar. Bu amaçla kendi aralarında oluşan bir uzlaşma sonucunda devlet ortaya çıkar.

b. İdeal Düzen Arayışları

İdeal düzen arayışlarında ortaya çıkan düşünce akımları, ideal düzenin olabileceğini reddeden ve ideal düzenin olabileceğini kabul eden düşünce akımları olarak iki grupta toplanabilir.

-İdeal düzenin olabileceğini reddedenler

Bu görüşün temsilcileri sofistler ve nihilistlerdir. Sofistler:

Sofistlere göre insanlar tarafından oluşturulan toplumsal yaşam, devlet ve yasalar, doğadaki yaşamın ve doğal yasaların yerini alamaz. Doğa düzeni toplumsal olandan daha değerli ve önceliklidir.

Doğada güçlünün egemen olması gibi, toplumsal yaşamda da yasalar güçlüden yana olmalıdır.

Oysa, toplumsal yaşamda güçsüzler kendilerini korumak amacıyla yaptıkları yasalarla, güçlü olanın egemen olma hakkını elinden almaya çalışırlar. Bu ise doğal yaşama aykırıdır. İdeal düzen, doğada var olan doğal düzendir.
dinde, ekonomide, tüm düşünce ve etkinlik alanlarında olabildiğince özgürlüğe yer verilmesi gerektiğini savunur.

Temsilcileri: Adam Smith ve Stuart Mili.

Eşitliği temel alan yaklaşım

Sosyalizm olarak adlandırılan bu görüşe göre ideal toplum düzeni, insanlar arasında tam bir eşitliğin gerçekleştiği düzendir. Bu ise ancak üretim araçlarının ortak mülkiyeti ile olanaklıdır. Toplumsal düzenin kurucu ilkesi eşitlik olunca, özgürlük de gerçekleşecektir.

Temsilcileri: Saint- Simon ve Kari Marx.

Adaleti temel alan yaklaşım

Bu anlayış, hem özgürlüğü hem de eşitliği, adalet kavramı altında birleştirmek ister. Adalet, bu anlamda, bireylerin onurlarını ve çıkarlarını korumak, düşüncelerini ifade etmelerini sağlamak ve diğer temel hak ve özgürlüklerini yasal güvence altına almaktır.

ÜTOPYALAR

Bazı filozoflar, yaşadıkları toplumlardaki devlet yönetimlerinin, bireylerin çoğunluğunun mutluluk ve refahını sağlamaya yetmediğini görmüşlerdir. Bu nedenle, insanların mutlu olarak yaşadıkları, ideal yönetimleri olan ülkeler tasarlamışlardır.
Sofistlere göre insanların ortak bir toplum ve devlet düzeni meydana getirmeleri, insanın öznelliği ile bağdaşamaz. Bu nedenle ideal bir devlet düzeni de tasarlanamaz.

Nihilistler

Bu görüşe göre her türlü otorite insanın doğasına aykırıdır. İnsan üzerinde en büyük otorite oluşturan devlet de doğal yaşama uygun değildir ve insanın özgürlüğünü sınırlar. Bu nedenle nihilistler toplumsal düzeni ve devleti reddederler.

-İdeal düzenin olabileceğini kabul edenler

Bu görüşü savunanlar, ideal düzeni farklı ölçütlerle ele alırlar.

Özgürlüğü temel alan yaklaşım

Liberalizm diye adlandırılan bu yaklaşım, siyasette,
Ütopya, gerçekte var olmayan, ama gelecekte var olabileceği düşünülen devlet ve toplum tasarımıdır.

Ütopyalar, gerçekleşmesi istenen ütopyalar ve gerçekleşmesinden korkulan ütopyalar olarak ele alınabilir.

1. Gerçekleşmesi Arzu Edilen Ütopyalar

Bu ütopyalar, gerçekleştikleri takdirde insanların mutlu olacakları varsayılan ütopyalardır.

-Platon’un ideal Devleti

Platon’a göre devletin amacı yurttaşların mutluluğunu sağlamaktır ve böyle bir devlet, her kesimde iyi ideasını yansıtacak bir ahlak devleti olacaktır. Bu devlet üç sosyal sınıftan meydana gelir: İşçiler, bekçiler ve yöneticiler. Platon’un ideal devleti eğitime dayanır. Bütün yurttaşlar yetilerine göre eğitilirler. Eğitimin amacı, seçkinleri yetiştirmektir ve bu hayat boyu sürer. Bütün sınavlarda başarılı olan kişi, artık hem filozof hem de devlet yöneticisi olur.larda başarılı olan kişi, artık hem filozof hem de devlet yöneticisi olur.
Platon’a göre, “Ya devlet yöneticileri filozof ya
da filozoflar devlet yöneticisi olmalıdır.”

-Farabi’nin Erdemli Toplumu

Farabi’ye göre erdemsiz bir toplumda, zümreler birbirleriyle sürekli bir savaş halindedir. Bu toplumdaki insanların amaçları maddi istekleri doyurmaktır. Bunlar, güçle yönetilirler ve güçlülerle güçsüzler arasında yapılan gizli bir sözleşmede güven bulurlar. Böyle bir toplum, O’na göre kötü ve erdemsizdir. Erdemli toplumda insanlar birbirlerini sever, birbirlerini aynı yüce varlığın yarattığı varlıklar olarak görürler. Bundan dolayı birbirlerine yardım ederler. Başkan, aydınlar ve bilginler arasından seçilir.

-Thomas More’un Ütopyası

Ütopya adasındaki toplumsal yaşamda her şey ortaktır, özel mülkiyet yoktur. Devlet, bireylerin ihtiyaçlarını parasız olarak sağlar. Bireyler günde altı saat çalışırlar, geri kalan zamanlarını sanat ve bilimle uğraşarak geçirirler. Yöneticiler çok sıkı bir eğitimle yetiştirilirler.

-Francis Bacon’un Yeni Atlantisi
Bacon, ‘Yeni Atlantis” adlı eserinde ütopik bir devlet tasvir eder. “Ben Salen” adlı bir adada iki bin seneden beri kapalı olarak yaşayan bir devlet, Peru’dan Japonya’ya giden bir geminin fırtınadan kaçarken Ben Salen adasının kıyılarına sığındığında gemi tayfaları tarafından keşfedilir.
Adada sağlam bir ahlak anlayışı egemendir. “Bilimler Hâzinesi” adlı bir örgüt halkın bu yüksek bilgi ve kültürünü planlar ve yürütür. Buna göre, ‘Yeni Atlantis” bir bilgi devleti olarak tasarlanmaktadır.

-Campanella’nın Güneş Ülkesi

Bu devlette bilim ve felsefe hakimdir. Devletin yöneticisi hem filozof hem de rahiptir. Bütün yurttaşlar devletin sıkı denetimi altında yetişirler; devletin sürekli olması için özel mülkiyet yasaktır. Güneş devletindeki insanların kendi aileleri ve evleri de yoktur. Bu devlette herkese yeteneklerine uygun işler verilir ve herkes ihtiyaç duyduğu ve hak ettiği şeyi alır.2. Korku Ütopyaları

-Huxley’in Yeni Dünyası

Burada, gelecekte teknolojik bakımdan çok ilerlemiş bir toplumda ortaya çıkan insani ve toplumsal sorunlar tasvir edilir. Böyle bir toplumda yeni ulaşım araçları ile mesafeler ortadan kalkar. Her şey bilim ve teknolojinin olanaklarıyla sağlanır. Aile kurumu ortadan kalkmıştır. Çocuklar tüp bebeğidir. İnsanların alın yazıları önceden belirlenmiştir. İnsanlardan bazıları üstün zekalıdır, bazıları vasat, bazıları da geri zekalıdır. İnsanların sevgi, acıma gibi duyguları şartlanma merkezlerinde yok edildiğinden herkes hayatından memnundur.

-Orwell’in “1984”ü

Bu eserde Orwell, despotizmin (zorbalığın) egemen olduğu bir dünyayı tasvir eder. Tüm dünya, eşit güce sahip üç bloka ayrılmıştır. Hepsinin ortak yanı, yönetimlerinin tiranlık, zorbalık olmasıdır. İnsanlar yöneticilerin korkusu ile sinmiş, özgürlükler kaldırılmış, ahlaki ve insani duygular yok edilmiştir. Düşünmek, sorgulamak, eleştirmek kavramları sözlüklerden kaldırılmıştır. Orwell “1984” te hem gelecek hakkındaki ürkütücü görüşlerini açıklamış hem de insanları, modern dünyayı saran sorunlar üzerinde düşünmeye çağırmıştır.Korku ütopyalarında filozoflar İdeal bir devlet düzenine ulaşmazlar. Bunun yerine, olup bitenlerin aynı seyri izlemesi durumunda, gelecekte insanları nelerin beklediğini betimleyen bir öykü anlatırlar.
2. BİREY ve DEVLET
Tarihi açıdan birey ve devlet ilişkisine baktığımızda, bu ilişkinin geçmişten bugüne gelişme gösterdiğini görürüz. Krallık yönetimlerinde ve despotik devletlerde, devlet emreden bir otorite, birey ise bu otoriteye boyun eğen uyruk durumundadır. Devletin görevi emretmek, bireyin görevi bu emirlere uymaktır. Çağımız demokratik devletlerinde devlet – birey ilişkisi karşılıklı haklar ve ödevler ilişkisine dönüşür.

Devlet, bireyin yaşama hakkını ve özgürlüklerini sağlamakla yükümlüdür. Bu anlamda devlet emredici bir otorite olmaktan çıkar, yurttaşların hizmetinde olan bir kurum niteliğine sahip olur.Günümüz devleti, sosyal devlettir. Devlet, halkın tüm gereksinimleriyle ilgilenir.Günümüz devleti, sosyal devlettir. Devlet, halkın tüm gereksinimleriyle ilgilenir.

Devletin var olmasının nedeni, farklı düşünce, istek ve çıkarlara sahip olan bireylerin bir araya gelebilmesi için üstün bir otoriteye gereksinim duymalarıdır. Bu nedenle, bireyler olmadan devlet var olamaz.Birey de devlet olmadan var olamaz. Fakat, devlet adına bile olsa bireyin temel haklarından vazgeçmesi beklenemez. Dolayısıyla, ne birey devlete ne de devlet bireye feda edilemez.Birey – devlet ilişkisinin bu duruma gelmesi birçok düşünürün katkısıyla olmuştur. Örnek olarak Yusuf Has Hacip, John Locke ve Mostequieu gösterilebilir.

Yusuf Has Hacip

“Mutluluk Veren Bilgi” (Kutadgu Bilig) adlı eserinde, devletin nasıl olması gerektiği konusunda bilgi verir. Ona göre, ideal bir devletin akla, adalete, doğru ve adil yasalara dayanması gerekir. Devlet, bireyi mutlu etmeyi amaçlamalı, bireye her konuda yardımcı olmalıdır. Buna karşılık, birey de Tanrı’nın gösterdiği yoldan giderek erdemli olmaya çalışmalıdır. Ancak o zaman birey kişilik kazanır, birey – devlet ilişkisi arzulanan, olması gereken düzeye gelir.JOHN

LOCKE

Locke, birey ile devlet arasındaki ilişkiyi hukuksal bir temele dayandırmaya çalışmıştır. Ona göre, insanların devlette birleşmelerinin asıl amacı, canlarının, özgürlüklerinin ve mallarının korunmasıdır. Uygar toplumda birey için, yönetimden gelebilecek tehlikeler vardır. Locke, yönetilenlerin, doğal haklarına ve bireysel özgürlüklerine yönetenlerden gelebilecek tehlikelere karşı korunabilmesi için yönetim erkini ikiye ayırır. Ona göre, yasaları yapanlarla uygulayanların ayrı kimseler olması gerekir. Buna “güçler ayrılığı” denir.
Devletin görevi, özel mülkiyeti koruyup bireye eğitim ve gelişme olanakları sağlamaktır. Birey devlet ilişkisi iki tarafın da karşılıklı çıkarlarına dayalıdır. Bu çıkarlar gerçekleşmediği takdirde bireyler, içinde yaşadıkları düzeni değiştirebilmelidirler.

Montesquieu

Montesquieu’ya göre bir devlette üç güç vardır. Bunlar yasama, yürütme ve yargı güçleridir. Eğer bir devlette yasama, yürütme ve yargı gücü tek elde toplanmışsa güçler ayrılığı ilkesi işlemiyor demektir. Artık o ülkede siyasal özgürlükten, eşitlikten, adaletten, erdemden söz edilemez. Bu nedenle, yasama, yürütme ve yargı gücü ayrı ellerde bulunmalıdır. Başka bir deyişle bir iktidar diğer bir iktidarla sınırlanmalıdır.İktidarlar egemen güç olarak yönetimi elinde bulundurur. Yaptıkları her şey için temeilendirmeler yapmaları halkın doğal beklentisidir. Bu temellendirme beklentisi ve gerekliliğinin amacı uygulanan yaptırımların zemininin ne kadar yasal olup olmadığının anlaşılmasıdır.
Parçada aşağıdakilerden hangisinin gerekliliğinden bahsedilmektedir?

A) Bürokrasi B) Meşruiyet C) Egemenlik D) Hak E) Sivil Toplum